ÜRÜNLER
|
Bebek & Nikah Şekerleri
Ev & Yaşam
Hayatı Kolaylaştıran Tv Ürünleri
Kişisel Ürünler
|
|
|
BİLGİLER
|
|
|
|
|
|
|
Şark Han Eminönü
|
Bizans Dönemi
Semtin Bizans döneminde "Neorin Kapısı" (Başçe Kapısı) ile "Porta Drungari" (Odun
Kapısı) arasındaki kıyı ve liman bölgesi olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır. Byzantion'un
ilk kurulduğu yerin bugünkü Topkapı Sarayı çevresi ile Sarayburnu ve Sirkeci bölgesi
olduğu sanılmaktadır. Sarayburnu'nun batısından başlayarak Sirkeci-Eminönü sahilinin
tümüyle liman olduğu, Sirkeci Garı'nın bulunduğu kesimin sonradan dolduğu bilinmektedir.
Bizans devrinde bugünkü Sirkeci ve Cağaloğlu'nun kuzey kesimlerine "Eugeniu" denilmekteydi.
Bölge günümüzde Topkapı Sarayı'nı çevreleyen surların bulunduğu yerde olması gereken
Byzantion surlarının hemen dışında; Septimus Severus surunun içinde kalıyordu.
Bizans İmparatorluğu Dönemi'nde, Neorion Limanı zamanla dolmuş, 697'de imparator
Leontios tarafından temizletilmiş, bu sırada çıkarılan cüruftan kaynaklandığı ileri
sürülen bir veba salgını kenti kasıp kavurmuştu. 10. yüzyıldan sonra Cenevizliler
ve Pisalılar başta olmak üzere Latin kolonileri, Eminönü-Sirkeci civarında imtiyazlı
bölgeler elde edip buralara yerleşmişler ve limanda kendi ticaret iskelelerini kurmuşlardır.
Eminönü ile Sirkeci arasında, Yeni Cami'nin hemen arkasında bulunan Bahçekapı semti,
adını İstanbul'un deniz surlarının Haliç ağzına açılan kapılarından biri olan "Bahçe
Kapısı"ndan almaktadır. Bizans döneminde bu kapıya "Porta Neorion" denildiği belirtilmektedir.
Bu kapının çevresindeki nüfusun çoğunluğunu o dönemde Museviler oluşturduğundan,
kapıya "Porta Hebraica" ya da "Porta Judeca" denilmiş, Türkler tarafından ise Çıfıt
Kapısı (Şuhut Kapısı) olarak adlandırılmıştır. Bizans Dönemi'nde bu kapının yakınında
bir kule olduğu, Haliç'in ağzına gerili zincirin bir ucunun kuleye, diğer ucunun
da Galata Kulesi'ne bağlı bulunduğu rivayet edilmektedir. Kapının yerinin bugünkü
Yeni Cami arkasında Arpacılar Caddesi üzerinde olduğu sanılmaktadır.
Osmanlı Dönemi Milattan Sonra
Bizans Dönemi'nde olduğu gibi, Osmanlı Dönemi'nde de kentin ithal ettiği malların
boşaltılıp, saklandığı, binlerce denizci ve tüccar ile onlara hizmet verenlerin
işlerini gördüğü yoğun bir iş merkezi olmaya devam eden Eminönü, aynı zamanda İstanbul'un
büyük bir liman semti idi. Dolayısıyla bu bölgede çok sayıda yer alan dini anıtların
yanında, hanlar ve çarşılar da yoğun bir alanı kaplamaktaydı.
Özellikle meydanı, pek çok yabancı seyyahın gravüarlerine konu olan Eminönü'nün
deniz tarafından bakıldığında farkedilen eski hali, limanın sıkışık, insan ve etkinlik
dolu atmosferi, deniz üzerinde sandallar, ilginç profilleriyle büyük kayıklar, Yeni
Camii'nin silüeti, deniz kenarına sıkışmış ahşap dükkânlardan oluşan mimari karakteri
oldukça değişikliğe uğramıştır. Bu değişimde İstanbul'u birbirine bağlayan özellikle
Galata Köprüsü'nün rolü büyüktür. Böylece eskiden kıyıda oluşan kent mekanı, Galata'ya
doğru uzanan bir şekillenmeye yönelmiştir. Buharlı gemilerin yapılmaya başlanması,
Şirket-i Hayriye, Sultan Abdülaziz Dönemi'nde demiryolunun Sirkeci'ye gelişi, tünelin
yapılması, atlı ve daha sonra da elektrikli tramvaylar, 19. yüzyıl sonunda Galata
ve Sirkeci'de yapılan yeni rıhtımlar ve depolar, Eminönü'nün ve meydanının görüntüsünü
tümüyle değiştirmiştir.
Eminönü ilçesi'nin önemli semtlerinden biri olan Sirkeci, Osmanlı Dönemi'nde Topkapı
Sarayı'na yakın oluşu, sonra da Babıali'nin, yani hükümet konağı merkezinin iskelesi
olması sebebiyle önemini korumuştur. Bu yöre hem ulaşım, hem de ticaret açısından
Babıali'nin denize doğru uzantısı durumundaydı. Demiryolları ve Sirkeci Garı'nın
yapılması buranın daha da önem kazanmasına yol açtı. Gar, semte canlılık ve farklı
bir işlev kazandırdı.
Bu dönemde Bahçekapı'nın, sadrazamlığa terfi edenlerin saraya götürülmek üzere geçirildikleri
kapı olduğu bilinmektedir. Kente getirilen zahire ve her türlü ticari metanın da
bu kapıdan geçirildiği kaynaklarda belirtilmektedir. Akşamları şehir kapıları kapandıktan
sonra geç kalanların şehre girdikleri kapı da burası idi.
1569'da Demirkapı'dan başlayıp Bahçekapı'ya kadar uzanan yangında semtin Yahudi
Mahallesi bütünüyle yanmış, kapı ve çevresindeki surlar 1865 yangını ve sonra da
yol genişletme çalışmaları sırasında yıktırılmıştır. Eminönü ilçesi'nin Cağaloğlu
semti Evliya Çelebi'nin belirttiğine göre, Osmanlı döneminde Ekabir Saraylarının
bulunduğu bir semtti. Bunda semtin saraya yakın oluşunun önemli payı olmalıdır.
16. yüzyılın son çeyreğinde sadrazamlık yapan Çiğalazade Sinan Paşa'nın sarayının
ve yaptırdığı hamamın bu bölgede bulunması semtin "Çiğalaoğlu" adını almasına sebep
olmuştur. Çiğalaoğlu adı daha sonra halkın ağzında "Cağaloğlu"na dönmüştür. Osmanlı
devletinin sadaret makamı ve devletin yönetim merkezi olan Babıali'nin varlığı semte
daha 18. yüzyıldan itibaren özellik kazandırmış ve burası Osmanlı bürokrasisinin,
sadaret mensuplarının, paşaların yaşadığı bir bölge halini almıştır. 1870'lerden
sonra ise Cağaloğlu, Türk basının merkezi haline gelmeye başlamıştır.
Cumhuriyet Dönemi
Osmanlı döneminde Eminönü meydanının mimari karakterinin değişmesinde Sirkeci Garı'nın
yapılması, Dördüncü Vakıf Han ve Postane gibi yapılar ile Sultan I. Abdülhamid döneminin
ticarit yapılarının da tesiri vardır. Ancak Eminönü'nün 19. yüzyıldaki fiziki yapısı,
asıl cumhuriyetin ilanından sonra, özellikle vali ve belediye reisi Lütfi Kırdar
zamanında (1938-1949) değişmeye başlamıştır. 1928'de Fatih'ten ayrılarak ilçe olmuştur.
Yeni Camii'nin önündeki yapılar, köprü için bilet kesen kulübeler ortadan kaldırılarak
meydan açılmıştır. Mısır Çarşısı'nın etrafı açılarak restore edilmiş, 1955-56 yıllarında
Unkapanı - Eminönü yolunu açma çalışmaları sırasında balıkçı ve meyhaneleriyle ünlü
Balıkpazarı da yok olmuştur.
Eminönü'nün eski silüeti bir ölçüde 1986 yılına kadar ayakta kalabilmişse de 1984-89
yılları arsında, Haliç uygulamaları sırasında Yemiş İskelesi ve çevresi tamamen
ortadan kalkmıştır. 1980'li yıllarda ise meydanda yapılan yaya köprüleri semtin
eski karakterini bozmuştur. 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca Sirkeci, ucuz otellerin,
gurbetçilerin nakliyat şirketlerinin merkezi olmuştur. Özellikle garın arkasındaki
oteller gurbetçilerin mekanıydı. Ayrıca etrafta küçük lokanta, büfe ve işyerleri
de mevcuttu. Ancak Sirkeci, tarihin her döneminde rıhtım olarak hizmet vermiştir.
Diğer yandan Babıali caddesi ve onun devamı olan Ankara Caddesi'nden aşağı, denize
ve Galata Köprüsü'ne inen trafiğin bağlantı noktası olma özelliğini yine her dönemde
korumuştur.
1957-59'da açılmaya başlanan Sirkeci-Florya sahil yolu Sarayburnu'nu sahilden dolaşarak
Sirkeci trafiğinin hafiflemesini sağlamıştır. 1960'lardan sonra Sirkeci'deki ucuz
otellerin Laleli-Aksaray semtlerine kaymasıyla, semtte ticaret ve iş merkezi niteliği
ağır basmıştır. Semtin sahil kesiminde Bandırma-Mudanya, İzmir seferleri yapan vapur
ve feribot iskelesi ile Sirkeci Garı'nın karşısına gelen kısımda Harem-Sirkeci araba
vapuru iskelesi yer almaktadır.
Eminönü İlçesi'nin Bahçekapı semti 1960'lara kadar konutların da bulunduğu bir bölge
iken daha sonra tamamiyle bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Galata köprüsünün
ayağının doğusunda, Eminönü meydanından Sirkeci'ye doğru şehrin Rumeli yakasını,
Anadolu yakasına ve Boğaziçi'ne bağlayan şehir hatları vapur iskeleleri sıralanmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra Cağaloğlu semti siyasal nitelik ve ağırlığını kaybetmiştir.
Ancak Osmanlı döneminde olduğu gibi bu dönemde de basın merkezi olma özelliği öne
çıkmıştır. 5747 Sayılı Kanun ile 7 Mart 2008'de Fatih ilçesine bağlanmıştır.
|
|
|
|
|